Yetim, Suç ve Emanet

Amerikan hapishanelerinde suç irtikap etmiş çocukların çoğu annesiz ve özellikle babasız yetişmiş çocuklar. Bir gün bir mahkumla konuşuyordum. Adam öldürmekten içeri girmişti. İçeri girdikten sonra bir gardiyanı ağır yaralamıştı. Hiç insanlara şefkatli ve sevgi dolu bakmayı denedin mi? Bu seni de mutlu kılacaktır dedim. Bizim peygamberimiz merhamet edin ki merhamet bulasınız der deyince ben o duyguyu hayatımda hiç hissetmedim. Annem babam hiç olmadı. Yetimhanelerde ve sokaklarda ezile ezile bu yasama geldim sevgi ve merhamet deyince benim bunlarla ilgili hiç bir fikrim yok diyordu. Bellki o mahkumun şefkat ve sevgi yüreğinde hiç bir şekilde tanımlı değildi.

 

İçimi acıtan ve gönlümü dağlayan bir konuşma geçmişti onunla. O konuşmayı aktarıyorum.

 

– Merhabalar nasılsın?

– Hapishanede nasıl olunursa öyleyim.

– Umarım yakın zamanda çıkarsın

– Hiç zannetmiyorum zira ağırlaştırılmış müebbet mahkumum

– İnancın var mı bilmiyorum ama hakiki özgürlüğün bizi Yaratana kul olmak oldoğunu hatırlatmak isterim.

– Öyle bir inancım yok.

– Şöyle bir yaradılışın üzerinde düşünmezmisin?

– Elli iki yaşındayım bu hayatta hep süründüm düşünmeye vaktim olmadı.

 

Onun bu karamsar havasını kırmak için biraz konu değiştirmek istedim.

 

– Bir şey sormak isterim sana “Hiç aşık oldun mu?”

– Hayır öyle bir şeye inanmıyorum.

–      Neden peki?

–      Sevgi veya şefkat bunlar bana göre komik şeyler.

– Peki anneni veya büyük anneni bunlarıda mı sevmiyorsun?

– Benim annem veya ailem hiç olmadı. Yetimhanelerde büyüdüm. Oralarda şimdi bulunduğum hapishaneden çok farklı değildi. Dayak yedim sonra bir aile beni bakıcı aile olarak almaya kalktı orda taciz edildim.Sonra yetimhaneye geri döndüm. 15 yaşlarında kendimi sokaklarda uyuşturucu satarken buldum. Bir sene sonra çocuk hapishanesine girdim. Sonra tekrar çıktım tekrar girdim. Hayatım böyle işte.

– Sonra ne oldu?

– Sonra uyuşturcu müptelası oldum. Elimdeki silahla adam öldürdüm. Bu nedenle hapishanedeyim. Dolayısıyla bana sevgiden, aşktan, merhametten bahsetme. İçimde öyle tanımlı bir duygu yok.

– Benim inancıma göre sevgi ve şefkat bir İlahi ikram her insanın içinde saklı.

– Benim öyle bir duygum yok lakin şayet senin inancın doğruysa yani benim öyle bir duygum varsa o çok derinlerde olmalı. Bundan sonraki hayatım onu çıkarmaya yetmez.

 

– Peki seni hayatında içini serinleten güzel bir hatıran yok mu?

– İlkokulda öğretmenim dayak yemekten korktuğum için yaptığım bir davranışım için bana küçük bir hediye verip ödüllendirmişti. Onun dışında hiç güzel hatıram yok.Belkide şu an hatırlamıyorum. Senin dışında kimse bana bu soruları sormadı.

 

 

Umudu yoktu. Karanlık bir dünyada yaşıyordu. İmanı yoktu. Duyguları mefluç olan bir mahkumla ilk defa böyle konuşuyordum. En çok ta annem hiç olmadı sevgi yüreğimde tanımlı bir duygu değil demesi acıtmıştı beni. Hücreden uzaklaştım , ofisime geçtim. O mahkumla olan o konuşmayı hiç unutmadım. Zira mahkumların içindeki bulundukları şartlar ile bazen öfkeli olup böylesi şeyler söylediklerine şahit olmuştum. Lakin onların konuşma tarzlarından ve mimiklerinden, o halet-iruhiyelerinin   geçici bir hal olduğu belliydi. Lakin bu adam çok soğuk kanlı ve inandırıcı gelmişti bana. Onun bu hale gelmesinden aslında içinde yaşadığı cemiyet sorumluydu.

 

Aslında ihmal edilmek ve umursanmamak insan vicdanını yaralayan ve hatta belli bir noktadan sonra bu tabloda olduğu gibi mefluç ettiren bir virüs. Şimdi düşünüyorum ki şayet biz yaşadığımız cemiyetin evlatlarını umursamaz isek istikbalde bizlerde böyle bir tablo ile karşı karşıya kalacağız. Hele hele bu tablo müslüman coğrafyalarında asla görülmemeli.

 

Medyada şahit olduğumuz iftar çadırlarından sopayla Suriyeli çocukların veya mütaçların kovulması orucun temel maksadına ne kadar uzak olduğumuzun bir göstergesi ! Oysa ki o sofralar evvala o çocuklar için serilmeli değilmiydi bu rahmet ayında ? Zira o çocuklar yetimdi ve fakirdi. Onlar güç zehirlenmesi yaşayan ulusların rekabet savaşlarının mazlumlarıydı. Şayet biz bu çocuklara yüreklerinde yitirdikleri sevgi boşluğunu vermezsek ilerde onlar da yukarda arzettiğim mahkum gibi olacak akibetleri.

 

Oysa ne diyordu Kur’an “Fe emmel yetîme fe lâ takher. O halde yetimi örseleme”

 

Ayette “..fe lâ takher..” ezme ! anlamına gelir.. Kimi ? Yetimi yani korumasız olanı.. Barınaksız olanı.. Babasız veya annesiz olanı.. Daha ilk ayetlerde vahiy, yetim hukukunu öne çıkarıyor.. Yetimlerle ilgilenin diyor. Yetimi hor görmeyi yasaklıyor.. Zaten Allah’ın Rahman ve Rahim ismiyle başlayan bir kitabın yetimi sahiplenmeye atıf yapması şaşılacak bir durum değil.

 

İstatistiklere göre dünyada bugün 400 milyon kadar yetim var.. Bu büyük bir rakam..100 milyon kadar çocuk sokaklarda yaşıyor. Onlara sokak çocuğu deniyor.. Oysa ki İslamoğlu’nun da dediği gibi sokaklar çocuk doğurmaz.. Onlar bugün yaşayan insanlığın sorunudur..

 

Bizler rahat döseklerimizde yatarken , karnımız tokken, çocuklarımızın başını okşarken dünyada 400 milyon kadar yetim var ve bunların büyük kısmı muhtaç durumda.. Bunların bir kısmı istismar ediliyor.

 

Observer gazetesinin verdiği bilgiye göre bazı kimsesiz çocuklar AIDS labaratuvarlarında denek olarak kullanılıyor.. Organ mafyalarının, fuhuş tacirlerinin elinde perişan edilen insanlar var.. Peki bu işanlık ayıbı değilmidir? Ümmetin yüzünü kızartacak bir tablo değilmidir?

 

Vahiy bize ey insan yetimi örseleme, ona ilgisiz kalma, ondan yüz çevirme der. Bunun hikmetini hiç düşündük mü? Zira biz yetim bir peygamberin ümmetiyiz.

 

İşte bugün dünyadaki o gözü yaşlı, anasız, babasız ve başkaları tarafından himaye edilen hatta örselenen ve tartaklanan yetimlerden biriydi bizimde peygamberimiz

 

Evet hiç böyle düşündük mü ? Bizler yetim bir peygamberin ümmetiyiz.. Onun için yetimin halinden daha iyi anlayabilen bir ümmet olmalıydık.. Zira o yetime vefa borcumuz var bizim.

 

Ebu Derda’dan gelen bir rivayette Allah resulü’nün şöyle dediği söylenir : “ Kalbinin yumuşamasını ve hacetinin görülmesini sever misin? Öyleyse Yetime merhamet et, onun başını okşa ve ona yediğinden yedir.

 

Bu dünya iman eden bizler için bir imtihan dünyasıdır. İnsanlık denilen ipek mendilin ayaklar altında pas pas edildiği böyle bir dünyada insanın en kutlu vazifesi hilkat kardeşi olan insana emanetçi olmasıdır.

 

Zaten iman dediğimiz bu kutlu değerin  ahlaki karşılığı emanettir. İmanın ahlaki karşılığı emanet küfrün ise ihanettir. Bu dünyada bizler ya yetimlere, gariple, muhtaç sahiplerine emanetçi gibi olacağız ya da vicdanımıza, idrakımize Rabbizin bize emrettiği değerlere ihanet edeceğiz.  Yani ya ehli emanetiz veya ehli ihanetiz.

 

Milli şairimiz Akif ne güzel der “ Nerde bir garip görsem yanara ta derinden ciğerim/ Onu dinidirmek için tekme yerim çifte yerim

 

Ne mutlu gönüllere dokunanlara. Ne mutlu vicdanları inşa edenlere. Ne mutlu bu dünya hayatının hakiki maksadını bilerek yaşayanlara. Ne mutlu irade kalemiyle yüreklere imza atanlara.

 

Bizler özellikle yetimlere sahip çıkmak ile müklelefiz. Zira bizler yetim bir peygamberin ümmetiyiz. O yetim peygamber olmasaydı bizler burada olmayacaktık. O yetim peygambere gönül borcumuz var. O yetim peygambere vefa borcumuz var. İşte bu sebeple yetim kardeşlerimizin başını okşamak peygamber sevgimizin de bir alamet-i farikasıdır.

 

Tarihe baktığımız zaman peygamberi yetim olan medeniyetimiz yetimlerden alimler, komutanlar, arifler, fatihler ve müctehidler çıkarmıştır.

 

Endülüs fatihi Tarık b. Ziyad yetimdir, Afrika’nın fatihi Musa b. Nusayr yetimdir..

 

Öyleyse bizlerde neslimize ve insanimiza sahip çıkmak durumundayız. Zira yaradılış ımızın gayesi birbirimize omuz vermektir.

 

Bu hayat maddemizin enkazı altında kalarak hevesat eksenli yaşmak için değil vicdanımızın ve gönlümüzün rehberliğinde yaşayarak anlam kazanır. Bu kutlu Ramazan ayının da nihai gayesi budur. Yetim bir peygamberden öğrendiğimiz Ramazanda yetimlerle beraber olmak bana sanki Allah resuluyla beraber olmak gibi geliyor.

 

Peki düşünün ki bir yetimin Suriye’de babası şehid düşüyor ve Türkiye’ye geldiğinde iftar çadırlarından dahi sopayla kovuluyor. İnsanlık fukaraları bu çocuğun annesinin namusuna göz dikiyorlar. Kız kardeşi mafyanın eline düşüyor ve sermaye ediliyor. Peki böyle  geçmişi olan bir çocuktan ilerde ne bekliyorsunuz? Belki bu çocuk ilerde sizin çocuğunuzun katili olacak lakin bu elim cinayetin müsebbibi bizler olacağız.

 

Öyleyse bu kutlu Ramazan ayında dünyanın neresinde olursak olalım şefkati ve sevgiyi özellikle yetimlere gösterebilmeliyiz. Yetimleri ve öksüzleri ezen ve görmeyen rahmeti ayı Ramazanı yetim ve öksüz bırakmaktır.

 

Bir yetim ileriki yaşlarında suç irtikap ederse suçlu o yetim değil bizleriz ! İstikbalin Endülüs Fatihi Tarık bin Ziyadlarını veya yaşadığınız cemiyetin potansiyel suçlularını sizin elinizde. Zira yetim Allah’ın emanetidir. Emanete sadakat İlahi rahmete ve ihanet ise gazaba sebep olacaktır.

Add Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *