Logoterapi ve Din

Logoterapi nedir?

Logoterapi, anlam merkezli terapi demektir. Kadim Yunan’da ‘anlam’ demeye gelen logos ve terapi sözcüklerinin birleşmesinden meydana gelir. Logoterapi’nin kurucusu Viktor Emil Frankl, çağımızda insanın en önemli psikolojik sorununun, yaşamda anlamsızlık ve varoluşsal boşluk olduğunu ifade eder. O halde insan’ın hayattta kendini iyi hissedebilmesi için bu anlamsızlığın kaybolması ve o varoluşsal boşluğun bir şekilde tatmin olması gerekir. Öyleyse kişinin hayatta kendisini iyi hissedebilmesi için, yaşamı ve ölümü anlamlı kılacak bir nedeni ve uğruna yaşayacak bir şeyleri olması gerekir.

Anlamlılık ve Güç

O halde ölüm gibi insanı derinden sarsan firak ve iftirak, kaza veya hastalık gibi hayatı temelinden etkileyen durumlar, musibet ve bela gibi hemen her insanın başına gelebilen haller için öyle bir ilaç bulunmalıdır ki, insanlar din dilinde “imtihan” denilen bu zorluklar ile başedebilsinler. İşte tüm bunlarla başedebilmenin tek yolu vardır, o da bahsi geçen durumların anlamlılığına inanmak. İşte bunu, ancak din sağlayabilir. İbn-i Teymiye “ Bana düşmanlarım ne yapabilir ki ! Ben cennetimi yüreğimde taşıyorum. Beni zindana atsalar zindanım halvet, sürgün etseler sürgünüm hicret ve dahi öldürseler ölümün şehadet olur” der. İşte logoterapi’nin nihai hedefinde kişiye bu sözleri inanarak söyletebilmek vardır. Zira kişinin yaşamak için bir nedeni varsa dayanamayacağı nasıl yoktur.

Anlam arayışı en temel güdüdür

Kişi’nin kendi yaşamında anlam bulma arayışı insan için en temel güdüleyici ve harekete geçirici güçtür. İnsan’ın hayat felsefesini ne şekilledirir ? İnsan ne için yaşar? Sorusunun cevabını Freud “haz ve zevk” olarak açıklarken Alfred Adler bu soruyu “Kişi’nin üstünlük arayışı” olarak tarif eder. Viktor Frankl ise insanın uğruna yaşadığı şey’in “anlam” olduğunu ifade eder. İnsanı en zor şartlarda teskin edecek tek şey varoluşsal anlamlılıktır.

Viktor Frankl, bu gerçeği “İnsanın Anlam Arayışı” isimli eserinde ifade ettiğine göre bir toplama kampında ağır şartlarda mahkum olduğu zaman anlar. Kendisi insanlığın faydasına bir kitap yazmıştır ve o kitaba hapishane yönetimi tarafından el konulur. Frankl, o kitaptan sonra artık son vazifemi yaptım diyerek kenara çekilecek iken, o kitabın hapishane idaresi tarafından yok edilmesi üzerine hayata yeniden bağlanır ve artık o kitabı yeniden yazmadan can vermeyeceğim motivasyonu ile yeniden direnç kazanır. Evet, hayattaki gerilimler, musibetler, zahmetler, zorluklar insan’ın hayata yeniden tutunmasına vesile olabilir.

Asr suresi bağlamında varoluşsal anlamsızlık

Nietzsche, “Yaşamak için nedeni olan, hemen her nasıla dayanabilir” der. Bu hayattaki hüsran ve kendini ziyanda hissediş, varoluşsal anlamsızlıktan kaynaklanır. Bunu psikolojik bir disiplin haline getiren Viktor Frankl’dan evvel Kur’an’da Asr suresinde bu gerçek, en veciz şekilde ifade edilir. “Düşün zamanın akıp gidişini! Elbet insanoğlu tarifsiz bir ziyandadır; ancak, Allah’a inanıp güvenenler, erdemli ve sorumlu davrananlar; yani birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabri tavsiye edenler bundan müstesnadır” (Sure- Asr :103:1-3) Öyleyse hakiki ziyan vahyinde dediği gibi varoluşsal anlamsızlıktır.

Kul olmak anlamlı yaşamaya söz vermek demektir

Vahyin nihai hedefi, insana kendisinin bu hayatta varoluşsal olarak anlamlı olduğunu hatırlatmaktır. Vahyin “ Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” ( Zariyat: 39:56) ifadesi insana varoluşsal anlamlılığını hatırlatan berceste bir ayettir. “Kul olmak” ben yeryüzünde bir amaç için varım demektir. Kul olmak, anlamlı olarak yaşamaya söz vermek demektir. Mesela ‘Besmele’ bir davranışa anlamlı başlama kodudur. Bir işe “Bismillah” diye başlayan ben bu işimi bir İlahi bir amaca mebni olarak yapıyorum der. “Bismillah” diyerek mesleğine başlayan bir kişi o işi ibadet maksadıyla yaptığı ilan etmektedir.

Allahlı bir hayat anlamlı bir hayattır

Din’in varoluşşallah boşluğu ortadan kaldırarak insana anlam kazandırdığına bir başka delil ise Kur’an’da “Allah göklerin ve yerin nurudur” ayetidir. (Nur:24:35) Öyleyse yeryüzünde her bir şeyin bir anlamı var ise insanın hayatı’nın da bir anlamı olmalıdır. Yağmurun toprak için anlamı olduğu gibi, sahip olduğumuz doğrudan güzelliklerin ve nimetlerin dahi anlamı vardır ve yine dağdağalı bir zemin ve fırtınalı bir deniz nasıl anlamsız değilse hayatımızdaki zahmetin, meşakkatın ve musibetin dahi bir anlamı vardır. Din dilindeki “imtihan” kavramı bize o zorlukların dahi anlamsal bir yeri olduğunu hatırlatır.

Önce “İkra!” çünkü önce anlam

Allah resulu’na nazil olan ilk ayet’in “İkra” ile başlaması da bu konu bağlamında atlayamayacağımız bir noktadır. Rabbimiz’in kelamı “İkra” ile başlayarak insanlığı okumaya ve düşünmeye teşvik etmektedir. Bir şeyi Allah adıyla okumak önemlidir. O zaman “yağmur”  H2O olmaktan çıkar ve rahmet olur. Nitekim, gökten rahmet yağıyor şeklindeki halk dilindeki ifade bu okuma şekline tekabül eder. Öyleyse zahmet ve meşakkat dahi anlamsız değil imtihan için  ve olgunlaşmamız için tecrübe ettiğimiz hadiselerdir. Hayat her şeye rağmen yaşamaya değer ve o musibetler içinde dahi göremediğimiz güzellikler vardır mesajı hem logoterapinin sonucu hem de tevhid dini’nin nihai hedefidir.

Anlamlılık ve Halifelik

Kur’ana baktığımızda Adem’in varlığa anlam verebildiği için halife olabildiğini görüyoruz. Zira Kur’an şöyle diyor “Hani, senin Rabbin melaikeye “Ben yeryüzünde bir halife tayin edeceğim” dediği zaman da şöyle sormuşlardı: Yeryüzüne fesat çıkaran ve kan dökmekte olan birini mi atayacaksın; üstelik biz seni hamd ile tesbih ve takdis edip dururken?” (Allah) cevap verdi: “Şu kesin ki, ben sizin bilmediğiniz şeyleri de bilirim.” (Bakara:2:30)

Peki Allah’ın bilipte meleklerin bilmediği ne idi? Sorusuna hemen sonraki ayet cevap veriyor. Kur’an şöyle diyor : “Ve Adem’e tüm isimleri öğretti, bunun ardından onları meleklere takdim etti ve dedi ki: “Hadi, eğer sözünüzün arkasında duruyorsanız şunların isimlerini bana bir bir haber verin!”(Bakara:2:31) Demek ki Ademi tüm meleklerden üstün kılan Adem’in isim verebilme kabiliyetiymiş. Malum ki isim verebilme bir şeye anlam verebilmek demektir. İsim zaten bir şeyin “veşm” niteliğini veya” sumu” yüceliğini tanımlamak için verilir. Öyleyse eşya’ya isim verebilme yetisi Ademi varlığa halife kılmıştır.

Nöojenik Nevroz – Logoterapi ve Din

Kimileyin aklımıza“ Ben kimim, neyim, niçin varım, nereden geldim, nereye gidiyorum, hayat nedir, hayatın anlam ve amacı nedir” gibi  sorular gelir. İşte bu sorulara din tatmin edici cevap vermediğinde insanlarda varoluşsal engellenme yaşanır. Bu temel sorular insan kafasında rahatsız edici boyutta olunca logoterapi dilinde “Nöojenik Nevroz” denir.

Bu tür bir nevrozu aşabilmenin yolu ise kişiye varoluşsal anlamlılığını hatırlatmaktır. Bu bağlamda Kur’an’ın şu ayetini hatırlamak önemlidir “Allah’tır iman edenlerin velisi: onları (kalp gözünü kör eden) karanlıklardan (iç) aydınlığa çıkarır. Küfreden kimselerin velileri ise şeytani güç odaklarıdır: onları aydınlıktan çıkarıp karanlıklara iterler. İşte onlar ateşin sakinleridirler, onlar orada kalıcıdırlar.” (Bakara: 2:257) Bir kimsenin uçak fobisini, arı fobisini veya yükseklik korkusunu klasik psikolojik yönetmelerle yönetebilirsiniz lakin ölüm fobisini ancak varoluşsal anlamlılığı telkin ederek başarabilirsiniz.

Netice-i kelam : Abdülkerim Süruş, din hava gibidir der. Bence de doğru der zira nasıl ki hava olmadan hayat olmaz ise dinin nihai hedefi olan anlamlılık olmadan da kişinin varoluşsal engellenmesini aşması mümkün olmaz. Bazı dinsiz kimseler bu varoluşsal engellenmeyi/krizi yaşamamak için kendilerini farklı şekillerde bunu düşünmemeye zorlasalar dahi bu durumun onların iç dünyalarına reçete olabileceği kanaatinde değilim. Hapishanelere giden kimseler niçin daha da dindarlaşıyorlar? diye soranlara cevabım mahkumların varoluşsal anlamlılığı farketmesi cevabını veriyorum. Öyleyse din anlamlılıktır ve insanları tatmin edecek  ciddi bir güçtür. Elbette nasıl ki hava olduğu zaman o toplumun psikolojik, sosyolojik veya ekonomik tüm sorunları çözülemez ise anlamlılığı keşfeden kimse de hayatındaki tüm sorunları çözeceği anlamına gelmez. Anlamlılık insan ruhuna nefestir lakin tüm problemleri tek başına çözebilecek kudrette değildir.

Add Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *