Filozof Kierkegaard ve Mescid-i Dırar

Filozof Kierkegaard ve Mescid-i Dırar
Danimarkalı filozof ve teolog Kierkegaard, kiliseye gidenlerin önüne çıkarak “İsa’yı seviyor ve ona hürmet ediyorsanız kiliseden ve papazlardan uzak durun” der. Kendisi ailesinden dolayı katı ve dindar bir gelenekten geliyor olmasına rağmen ne onlar gibi kiliseye sadık bir yobaz Hristiyan ne de tepki olsun diye tanrıyı ve dini reddeden materyalist bir felsefeyi tercih etmiştir. Kierkegaard, o tarihte ve coğrafyada yaşanan din kisvesi altındaki sahtekarlıklara şahit olmuş ve yaşadığı cemiyetin namuslu bir aydını olarak; Mabedde yangın var! diyebilme cüretini göstermiştir.
Bugün dinini Allah’ın kitabından alan ve vicdanı temiz kalabilmiş insanların dahi söylemesi gereken Kierkegaard gibi olmalıdır. Zira vicdanın ve fıtratın sesi birdir: “Şayet Allah’ı seviyorsanız, O’nun resulüne hürmetiniz varsa ve Allah’ın kitabı sizin için bir değer ifade ediyorsa “Hepimizin (haşa) Allah olması lazım” diyen tekke şeyhlerinden, peygamber sümük, kan ve idrarını sünnet maskesi altında tabulaştıran ve pazarlayan yobaz din bezirganlarından ve rivayet kitaplarına Allah’ın kitabı gibi muamele etmeyi teşvik eden aldatıcılardan uzak durun” diyebilmemiz gerekir. Zira şirke uzak olmayan tevhide yakın duramaz, taassuba uzak olmayan Hakka yakın kalamaz ve zulme rıza gösteren adil bir yol tutamaz. Allah’a veli yani yakın olabilmenin yolu batıldan beri durabilmekle mümkün olur.
Kur’an’ın öğrettiği kavramlardan biri de Tevbe süresinden bildiğimiz “Mescid-i Dirar” kavramıdır. Allah resulü döneminde Medine-Kuba taraflarında Ebu Amir tarafından yapılan bu mescid bizzat Allah resulünün talimatıyla yıktırılmıştır.
Böylece Allah resulü (sav) insanlık tarihine mescid yıktıran bir peygamber olarak geçmiştir ki bu bir insanlık devrimidir. Kelime anlamı “zarar mescidi” demek olan bu mescid ile ilgili Kur’an şöyle der : “Ayrıca, zarar vermek, inkarda direnmek, inananlar arasına ayrılık sokmak ve öteden beri Allah ve O’nun Elçisi’ne savaş açan kimseler adına gözetleme yapmak amacıyla ibadethane inşa edenler var. Üstelik onlar, “Amacımız daha güzelini ortaya koymaktır” diye ısrarla yemin ederler; ama Allah şahittir ki onlar, kesinlikle yalancıdırlar” (Tevbe:9:107)
Kur’an bu mescidi betimlerken a) Zarar verme b) İman edenler arasında ayrılıklara neden olmac) Allah ve elçisine gizliden düşmanlık etme gibi özellikleri olduğunu vurguluyor. Kur’an’ın dikkat çektiği bu kavramı sadece o dönemle sınırlı olarak anlamak yeterli olmaz. Bu tip mabetler insanlığın her döneminde cemiyetler için bela olmuşlardır. Bu mabetler hem insanlık ailesi için hem de müslümanlar için zararlı merkezlerdir. Bunları sadece mabet olarak değil cemiyet ve örgüt olarak anlamak da mümkündür.
Ebu Amir’e baktığımızda kendisi bir taraftan mescid yaparken diğer taraftan gizliden gizliye İslam düşmanlarına yardım etmektedir. Dolayısıyla bu cemiyetin özelliği İslam düşmanlarının işine gelecek işler yapan, insanlık ailesine zararlı olan ve müslümanlar arası fırkalaşmaya teşvik eden bir yapı olmasıdır. Bu özelliklere baktığımızda mesela gerek Taliban veya İŞİD gibi terör cemiyetleri gerekse Gnostik felsefenin Truva atı olan bazı sufi yapılanmalar vahyin dilinde “Mescid-i Dirar” diye adlandırılabilecek, insanlık ailesine ve müslümanlara tehdit sayılabilecek yapılanmalardır.
Bugün dünyayı kan ve terör denizi haline getiren İŞİD gibi örgütlerden, kadına okumayı yasak eden Boko Haram gibi yapılanmalardan, din bezirganlığı yaparak müslümanların vicdanlarını sömüren mahalle tarikatlarından, tarihte Anadolu topraklarında Moğol ajanlığı yapan İslam’ın Pavluslarına kadar birçok yapılanma “Mescid-i Dirar” kapsamında ele alınmalıdır. Zarar vermek deyince akla evvela insan düşünce ve tefekkürünü ipotek altına alan, cemiyetin vicdanını bloke eden ve bireylerin şahsiyetini ezen yapılanmalar akla gelmelidir. “Gassalın elinde meyyit” gibi şeyhine teslim olan ve tevhide mugayyir hareket eden yapılanmalar hem müslümanlar arası fırkalaşmaya hem de insanlık ailesine zararlı yapılar olarak karşımıza çıkmaktadır.
İşte böyle yapılanmaların karşısına tıpkı Danimarkalı filozof ve teolog Kierkegaard gibi çıkabilmeli ve Necip Fazıl’ın dediği gibi : “Durun kalabalıklar burası çıkmaz sokak-Haykırsam kollarımı makas gibi açarak” diyerek batıla meyleden kitleleri bu temayülden vazgeçirmenin yolları aranmalıdır.
Mabetteki bu dehşetli ve büyük yangını, Nemrud’un İbrahim için yaktırdığı ateşi söndürmek niyetiyle ağzında bir parça su ile söndürmeye giden karınca misali Kur’an’dan ilham alan mü’minlerinde belki mütevazi katkılarla batılın, hurafenin, taassubun, Allah ile aldatanların, din bezirganlarının, İdris kılıklı İblislerin, vicdan hokkabazlarının ve din yaftalı sömürünün zalimce kundakladığı mabedin yangınına gitmek için seferber olmaları gerekir.
Mabetteki bu dehşetli yangın, karıncaların ağzındaki su damlacıkları ile olmasa dahi belki pak nasiyeli yüreklerin nidaları neticesinde es Semi olan Allah’ın inayetiyle söner. Bir yağmur yağar göklerden ve bu dehşetli yangın biter. İşte o dem hakikati idrak eder Ademoğlu ve temizler nazil olan o yağmur tasavvurlardaki çirkef çamurunu…

Add Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *