Ey Vefa!

Ey vefa !
Gurbet acıtmadı beni
Sen, bana gurbet olunca acıdı yüreğim
Sıcak, soldurmadı güllerimi
Sen gidince kurudu bahçelerim
Ateş, yakmadı ellerimi
Sen tutmayınca tutuştu ellerim
Sen varken yoktu birşey
Sen gidince oldu herşey

Ey vefa !
Yusufu kuyuya attı kardeşleri sen gidince
Pınar olurken ağlamaktan Yakub’un gözleri
Yusuflar köle pazarında satıldı
Firavun, bebekleri anne rahminde katlederken
Musalar, Firavunlar kucağına atıldı

Ferisiler, Meryeme çamur attı
Zekeriya, kan verirken Filistinin damarına
Heredot, Yahya’nın başını aldı
İhanet şarabını içti Kenan, sen gidince
Ve Nuh, gemide yalnız kaldı
Kabiller, Habiller’in başını ezdi
Ebu Leheb, diken tadında yüreğini yollara serdi
Habbab bin Eretin vücudunda demirler erirken
“Suçu neydi?” diyordu bir melek göklerden

Ey vefa!
Sen gidince oldu bunlar
Sen gidince yiğitler öksüz kaldı
Sen gidince yağmurlar kezzap oldu
Sen gidince yaşamak azap oldu

Ey vefa!
Sen gidince oldu herşey
Sen varken yoktu birşey

Sen varken açılmamıştı kurtlar sofrası
Thomas Hobbes “Homo hominu lupus”
“İnsan insanın kurdudur” dememişti henüz
Bir damla kimya için dokülmüyordu kanlar
Bir parça toprak için ezilmiyordu canlar
Ezilmiyordu demirden atlarla Filistinli başlar
Willie Lynch, henüz yazmamıştı köleleştirme usulünü
Ve bir kovboy imza atmıyordu kırbacıyla siyah adamın derisine
İnsan, o vakit Allah’ın kuluydu sadece
İman, münafıkların yüreğinde muska değildi o dem
Aşk, yalancı bir söze dönüşmemişti dillerde
Leyla için Mecnunlar, Mevla için Mus’ablar vardı çöllerde
Namertlik icad edilmemişti zihinlerde
Yeryüzünü omuzlayan adamlar vardı
Ozon delinmemişti göklerde
Semada pervaz eden martılar vardı

Mabedde yangın yoktu o dem
Kutsal kundaklanmamıştı tacirlerce
“İmansız ve bencil giremez” yazıyordu mabedin kapısında
Kutsal, bir bağiye gibi değildi ellerde
İdris kılığında İblisler yoktu piyasada
İskaryot havariydi sadece ihanet etmemişti İsa’ya
Erguvan ağacı utancından dönmemişti kızıla

Ey vefa !
Sen gidince oldu bunlar
Sen gidince tufan koptu gönüllerde
Sen gidince irfan bitti yüreklerde
Sen gidince çiçeklerin rengi değisti
Sen gidince kurudu yeryüzünün dudakları
Güller boynunu büktü ve koku vermez oldu
Bülbüller sükut orucuna durdu

Ey vefa !
Sen olsaydın eğer
Sahtekarlık icad edilmeyecekti yeryüzünde
İdris kılığına giremeyecekti İblis
Tahrif edilmeyecekti din
İcad edilmeyecekti teslis

Batlamyus, intihaliyle
Nostradamus, sahte kehanetleriyle
Rasputin, siyasete konu olan sihirleriyle
Kadiyani, Bahaullah ve daha nice sahte nebi
İpotek edemeyeceklerdi insan yüreğini
Hasan Sabbah sahte cennetiyle
Mucidi olmayacaktı tedhisin
Bilmiyorum ey vefa !
Sensiz nereye varır sonu böyle bir gidişin

Ey vefa !
Sen olsaydın eğer Kabil ve Habil elele dolaşacaktı yeryüzünde
Kenan olacaktı sefine-i Nuh’un kaptanı belki de
İbrahim, şehadet verecekti Nemruda
İmamlık yapacaktı Firavun Asiye’ye
Yunusa kulak değil yürek verecekti Ninova
Moab kralına satmayacaktı imanını, Belâ’am bin Baura
Yakup, ağlamayacaktı geceler boyu
Ve tanıklık etmeyecekti Yusufa karanlık bir kuyu
Yusuf’un rahle-i tedrisinde yetişecekti Züleyha
Ahlakın zirvesi olacaktı Sodom ve Gomore
İsa’yı Roma hükumetine ispiyonlamayacaktı Yahuda
Taifte çocuklar, insanlığın efendisini taşlamayacaktı
İbn-i Sebe fitne tohumlarını ekemeyecekti çöllere
Ve olacaktı belki de Allah resuluna dilbeste
Ebu Leheb, resul’un yoluna diken değil gül atacaktı
Cehaletin babası Sümeyye’yi bağrına basacaktı

Ey vefa !
Sensin yeryüzünde en büyük değer
Yokluğun, varlığın için İlahi bir kader
Hicretinde de ayrı bir hikmet varmış meğer

Ey vefa !
Sen olsaydın kırılmayacaktı martıların kanadı
Ve kurumayacaktı yeryüzünün dudakları
Sükut etmeyecekti arzın aşıkları
Sen olsaydın insanlık isimli ipek mendil
Ayaklar altında olmayacaktı paspas
Ama şu da bir gerçek ki
Ve tilkel eyyamu nudaviluha beynennas

Add Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *