Biblioterapi : Okuyarak iyi olmak

Biblioterapi : Okuyarak iyi olmak
Bir adı “Şifa” olan Kur’an’ın ilk hitabı “İkra” yani Oku ! emridir. Zira okumak aslında hem hastalıklı cemiyetler hem de bireyler için bir nevi şifadır. Zira bu kadim yöntem,  şifa bulmanın en kestirme yoludur.

Bugün mahkumlara “Sizi hayatta en çok üzen ne oldu?” diye sorduğumda her biri farklı farklı cevaplar verdi. Kimisi hapishaneye gelmek, kimisi eşi tarafından aldatılmak, kimisi annesi babası tarafından terkedilmek,  kimisi çocuğunu kaybetmek gibi birbirinden farklı ve bir o kadarda acı cevaplar verdiler.

Lakin içlerinde bilge görünümlü olan siyahi bir ihtiyar mahkumun cevabı bana oldukça ilginç geldi. Zira o , “Benim için en acı olan,  kitap okumadan israf edip geçirmiş olduğum yıllardı” dedi.

Gençlik yıllarında kavgacı bir tabiatı olduğunu ve yine hapishaneye adam yaralamaktan dolayı düştüğünü lakin mahkum iken de asabilikten kurtulamadığını , ta ki kitap okumaya başladıktan sonra içinin durulduğunu ifade etmesi bana ilginç geldi. Şimdi günde 12 saat kadar kitap okuyan bu bilge siyahi mahkum,  kendisini çok huzurlu hissettiğini söylüyor.

Mahkumla olan bu sohbetim bana psikologların veya benzer iş yapanların aşina oldukları biblioterapi kavramını hatırlattı. Biblioterapi,  kitap okutma yoluyla davranışsal veya duygusal anlamda sorunlu olan kimselerin ıslahında kullanılan etkili bir yöntem.

Malum biblio, kitap demek iken,  terapi  iyileştirme anlamına geliyor.  Kitap okuma yoluyla terapi yöntemi anlamına gelen “biblioterapi” kavramını ise ilk defa kullanan 1916 yılında Üniteryen kilisesi rahiplerinden Samuel Crothers isminde bir zat.

19. yüzyıla ait olan biblioterapi  kavramı,  yöntem olarak yeni değildir. Zira o, kendisine kitap vahyedilen her peygamberin uyguladığı kadim bir yöntemdir. Allah resulü,  kanımca vahyin muallimi olarak biblioterapiyi uygulayan ve 23 sene gibi kısa bir zamanda vahşi ve adetlerinde mutaassıp olan binlerce insanı ıslah etmiş olan alemlere rahmet evrensel bir rehberdir.

O muannid ve vahşi cemiyet nasıl oldu da değişti? sualine verilecek en güzel cevap o kimselerin Kur’an okumalarıdır diyebiliriz. Zira peygamber, onları kendisine vahyedilen kitap ile inşa etmiştir.

Kimileyin bir kitap ve hatta bir cümle insanların hayatını değiştirir ve o kişi artık hayata çok farklı bir pencereden bakar. Satırlardan sadırlara giden bir yol vardır. Zira kitaplar algılara şekil verebilecek güce sahiptir.

Algılar duygulara, duygular, davranışlara ve davranışlar ise hayatın tamamına yön verir. Kimileri bir kitap okuduktan sonra kariyerini yeniden değiştirken kimisi Fudayl bin İyad gibi sadece bir ayet ile hayatını kökünden değiştirir ve eşkiya iken hakiki bir mü’min olur.

Acı, insan hayatı için bir gerçektir. Her insan acısını bastırma çabası içine girer. İnsan yüreğindeki acıyı ve ızdırabı bastırabilmenin en müessir yolu ise kitap okumaktır.  Zira kitap insan zihnini tasaların, şüphelerin, sorunların, kaygıların, vesveselerin, geçmişe ait acı hatıraların ve istikbale yönelik endişelerin işgal etmesinin önüne geçer.

Tabiat boşluk kaldırmaz. Şayet sadırlar ve zihinler bir şey ile meşgul olmaz ise onu acının, endişenin ve taşanın işgal etmesi mukadderdir.

Biblioterapi, 1970 lerde bir terapi yöntemi olarak sistem haline gelse de çok kadim dönemlerden beri uygulanmakta olan bir metottur. Kadim Yunan medeniyetinde kütüphane’nin girişindeki  kapının üzerinde  ?İnsan Ruhunun İyileştiği Yer’  yazdığını tarihçiler nakletmektedir.

Bununla beraber dünyanın bilinen ilk hastaneleri olan Asklepion’larda da kütüphaneler bulunmaktadır. Mesela dünyanın ilk psikiyatri hastanesi olarak tarihe geçen Bergama Asklepion’u dahi bir kütüphaneye sahiptir.

Demek ki kitap okutarak iyileştirmek  ve kitabın insanı inşa edici gücünü keşfetmek,  kadim dönemlerden beri bilinmektedir. Zira daha öncesinde de peygamberlerin yaptığı bundan başka bir şey değildir.

İlhamını Kur’an’dan alan İslam medeniyetinde de bu yöntem kullanılmıştır. Mesela 1272 yılında Kahire’de,  Al-Mansur Hastanesi’nde Kur’an, tıbbi tedavi yöntemi olarak kullanılmıştır.

Bibliyoterapi, kitap ile okuyucunun kişiliği arasındaki dinamik bir ilişki süreci olarak tanımlanmaktadır. Bu ilişki, uzman bir terapist rehberliğinde yapıldığında, ?okuyucu’ duygusal veya düşünsel sorunlarıyla yüz yüze gelebilir ve böylelikle o kimsenin olumlu değişimler yaşayabilmesi mümkün olur.

Mesela kendisine müslüman olduktan sonra ?Ömer’ ismi alan bir mahkum Hz. Ömer’in değişiminin kendisini çok etkilediğini bu nedenle müslüman olduğunu ve kendisini değiştirmeye çalıştığını ifade etmişti. Başka bir mahkum ise “Asr suresi”  ile şehadet alıp tövbekar olduğunu ve hidayetin kendisine böylelikle nasip olduğunu belirtmişti.

Kimileyin bir dini metin veya dini önderlerin hayatı, insanların kendilerini yeniden inşa etmelerine vesile olur iken bazen kurgusal bir roman veya hikaye yada fikir kitapları da kişilerin algı ve duygu dünyalarına hitap ederek davranışlarını ve hayatlarını değiştirmelerine vesile olabilir.

Kendimden bahsedecek olursam benim bu mesleği tercih etmem de yıllar evvel İslamoğlu’nun Yürek Devleti isimli kitabında okuduğum “Dünyadaki insanlara ait sorunları çözebilemenin yolu insandaki dünyaya ait sorunları çözebilmekle mümkündür” ifadesi olmuştur.

Siyaset bilimi okuduğum ve yine aktif siyasetin içinde olduğum o yıllarda bu ifade benim içtimai eksenli olmaktan daha fert odaklı olmaya teşvik etmişti.  Zira insandaki dünyayı değiştirmek hepsinden önemliydi.

Bir satır bazen sadrın tam orta yerine isabet eder ve kişinin hayatında ehemmiyetli  kararlar almasına etki arzeder. Şimdi bir hapishanede dini rehber olarak çalışıyorum.  Dünyayı idare etme iddiasında olan bir ülkenin idare edemediği vatandaşlarını bir idari  idare etme cehdi ve gayreti içindeyim. Zira biliyorum ki bireyler değişmeden dünya değişmez ve algılar inşa olmadan bireyler ihya olmaz.

Bununla beraber Victor Hugo’nun “Sefiller” ve “Bir idam mahkumun son günü” isimli kitablarının ve yine  Dostoyovski’nin “Suç ve Ceza” isimli eserinin kariyerime dini rehber olarak devam etmemde etkili olduklarını söyleyebilirim. Zira suç işlemiş kimseleri kazanmanın gerekliliğini okuduğum siyer kitaplarının yanında bu romanlarda pekiştirmiş ve beni suçu imha ama suçluyu inşa etmek gerektiği düşüncesine sevketmiştir.

Necip Fazıl Kısakürek’in “Reis Bey isimli eseriyle Reşat Nuri Güntekin’in “Acımak” adlı romanı ve Kur’anda ki Kehf suresindeki “Musa – Bir kul ” meseli aslında her şeyin görüldüğü gibi olmadığını, bizim suçlu ve günahkar olarak gördüklerimizin madolyonun diğer yüzüne baktığımızda zannettiğimiz gibi olmadığını hatırlatır ve algımızı o çerçevede inşa eder.  İşte bu bilgilerin veya eserlerin benim tasavvurumu inşa etmesi belki de suçlu ve mahkum olarak etiketlenen kimselere daha hoş görülü ve objektif oluşuma etki arzettiğini düşünüyorum.

Bununla beraber “Duvarların Ardında Koşulsuz Aşk” kitabımı okuyan bir genç kardeşimizin bende ilerde sizin yaptığınız işi yapmak istiyorum ifadesi bu yazdığım yazıya katkı olması nevinden kendi hayatımın içinden verebileceğim bir başka misal niteliği arzetmektedir.

Hayatta daha derin ve anlamlı nefesler alabilmek okumakla ve öğrenmekle mümkün olur. Zira tekamül yani sürekli gelişmek varoluşsal bir yasadır. Bu tekamül yasası insanda sadece fiziksel değil zihinsel çerçevede de olmak zorundadır.

Bilerek ve bilinçlenerek  kendini geliştirmeyen yani tekamül yasasına uymayan cemiyetlerin veya fertlerin mutlu kalabilmeleri mümkün değildir.  Bir fıtrat dini olan İslam’ın ilk emrinin “Allah adıyla okumak” olması da bu hikmete binaen olsa gerektir. Okumak saadetin sırrıdır.

Add Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *